Kolay Solan Çiçekleri Sadece 3 Malzemeyle Canlandıran Karışım

Solmuş Aloe Vera Bitkisi Nasıl Canlanır?

Sulama Zamanının Ve Bir Defa Verilecek Suyun Tespiti

Orkide Bakımında Püf Noktalar

Menekşe Bitkisi Yetiştirilmesi

Fittionia Bitkisinin Yetiştirilmesi

Kuşkonmaz Nasıl Yetiştirilir?--

  • Çarşamba 23 °C / 13 °C Parçalı bulutlu
  • Perşembe 24 °C / 15 °C Güneşli
  • Cuma 22 °C / 13 °C Güneşli

Alkali Beslenme

Alkali beslenme nedir? birlikte bakalım.

Öncelikle alkalinin, asit-alkali dengesinin ne olduğuna birlikte bakalım mı?


Alkali ne demektir?


Alkali, metallerin hidroksitleri ile amonyum hidroksitin genel adıdır. Simya ilminde bitki küllerinden elde edilen sodyum ve potasyum oksitlerini anlatmak için kullanılan alkaliler kimya endüstrisinde sodyum hidoksit, sodyum karbonat, potasyum karbonat, kalsiyum, magnezyum ve amonyumun hidroksit ile karbonat bileşkelerinde ve sabun, deri, cam, kâğıt, gübre sanayinde kullanılır.


Soluduğumuz hava, çeşitli atıklarla kirlenen toprak, kötüleşen çevre şartları, kullanılan temizlik malzemeleri, tarım sektöründe kullanılan kimyasal maddeler, hazır gıda sektöründe kullanılan koruyucular, tatlandırıcılar, ambalajlar, hatta iyileşmek amacıyla aldığımız ilaçlar, vücudumuzun temizleyebileceğinden fazla asitle yüklenmesine sebep olurlar. Asit yükünün vücuda verdiği zarar, bilimsel olarak da kanıtlanmıştır.


Sağlığımız, soluduğumuz havadaki oksijen miktarından, çevre kirliliğinden, alınan besin maddelerinin sindirim sonrası bıraktıkları alkali veya asidik asitlerden, stres barındıran hayatımızı doğru yönetip yönetememekten etkilenir.


Solunum, beslenme şekli, çevresel etmenler, yaşam şekli, metabolizmanın hareketleri sonrası açığa çıkan asit ve alkali atıklar, vücudun pH dengesini oluşturan ana öğelerdir.

 

/resimler/2018-4/4/1634198792742.jpg

 

Vücudun asit-alkali atık oranı


Sorren-Sen 1909 senesinde, vücudumuzun doğal bir asit-alkali atık dengesine/oranına sahip olduğu teorisini ortaya atmıştır. Bu doğal dengeye/orana “hoeostasis” denilmektedir. Sağlığımızın, hatta bütünsel sağlığın temeli bu dengedir.


Sağlıklı bir insanın kanı, değişimler gösterse de, hafif alkali değerini korur. Zaten metabolizmanın günlük enerji işleyişini doğru bir şekilde yapabilmesi için kanın hafif alkali olması gerekir. Vücut mekanizması, damarlarda dolaşan kanın asit-alkali değeri, yani asidin alkaliye oranını koruması üstüne kuruludur. Bu sebeple de dış etmenler, solunum, beslenme yoluyla alınan fazla asit atık yükü vücudun mekanizmasının bozulmasına yol açar. Bu bozulma sonucu tehlikeli hastalıklar, genç yaşta ölümler artmıştır. Uzmanlar, bu artışın sebebinin yanlış beslenme olduğunu açıklayınca, vücudun pH dengesine uygun alkali beslenme ve alkali yaşam California´dan başlayarak dünyanın gündemine oturmuştur. 

Alkali beslenme bir diyet midir?


Değildir. Alkali beslenme, vücudun anatomisine uygun beslenmenin matematiğidir. İnsan doğası ile uyumlu, doğal bir beslenme şeklidir. Alkali beslenme biçiminde vücudunuzun dengesine uygun dengeyi sağlayan kendi formülünüz vardır ama bu formül kişinin yaşam biçimine, sağlık durumuna, beslenme alışkanlıklarına göre değişir.


Artık kalori saymak yerine yediklerimizin vücudumuzda neye dönüştüğünü irdelemeliyiz. Örneğin yediğimiz bir ekmeğin vücuda getirdiği asit ve yağ oranı oldukça yüksekken, kestanenin yağ olarak depolanması minimum düzeydedir. Kestane sindirim sonrasında vücuda alkali atık verirken, ekmek asidik atık verir.

Vücut pH dengesinin önemi


Vücudun dengesini korumak çok önemlidir.


İnsan vücudundaki hücreler, pH dengesinin oluştuğu hafif alkali ortamda tam performans ile çalışır. Hücrelerin bazı faaliyetleri gerçekleştirmek için vücudun pH dengesine ihtiyaçları vardır.


Vücudun işleyiş prensibi, kanın pH değerini 7,35 ile 7,45 arasında tutmak üzerine programlıdır.

Asit-alkali dengesinin bozulması


Kanın pH dengesinin 7,35-7,45 oranın dışına çıkmaması hayati önem taşıdığı için, kan daima pH değerini korur. Değişim gerçekleşmediğinden, tüm kan testlerinde kan normal pH aralığında çıkar. Bu nedenle, vücudun asit yükünün kan testlerinden anlaşılması mümkün değildir. Çünkü doğduğumuz andan itibaren asidik artıklar vücut tarafından temizlenmektedir.

Görme, düşünme, konuşma, yürüme gibi metabolik olaylar, beslenmeyle alınan besin değerlerinin kan aracılığıyla hücrelere taşınması ve besin değerlerinin, hücrede bir tür yanma yoluyla kimyasal reaksiyona girmesi sonucunda ortaya çıkan enerjiyle oluşur. Bu enerjinin gerisinde bıraktığı atık ise asittir. Yani her metabolik olay sonrasında kullanılan enerji asit atık bırakır.


Bu asit terleme yoluyla deriden, nefes yoluyla solunum sisteminden, idrar ve dışkılama yoluyla da sindirim sisteminden atılır. Asidin miktarı, vücudun temizleyebileceğinden fazla olursa tamponlama (temizleme) sistemi çalışmaya başlar.

Vücut tamponlama görevini hücreler arası akışkanlıklar ile yapabileceği gibi, aşağıdaki yollarla da gerçekleştirebilir:

  • Pankreas tarafından üretilen bikarbonat enzimiyle
  • Beslenme yoluyla ya da kemiklerden, iskeletimizden alınan kalsiyumla
  • Beynimizin soluk alıp verme mekanizmasındaki hız sonucu alınan oksijenin kullanımından oluşan karbondioksiti nefes aracılığıyla dışarı atarak
  • Böbreklerin fazlalık olan asidi ve alkali üreyi kandan toplayarak dışarı atılacak idrara dönüştürmesi yoluyla
  • Beslenme sonucu oluşan asidin bağırsaklardan dışkılama yoluyla atılmasıyla gerçekleşir.

Vücudun asit-alkali dengesi pH 7,35 ile 7,45 arasında olduğunda, tamponlama işlevi sorunsuz olarak gerçekleşir. Eğer asit miktarı vücudun tamponlayabileceği miktardan fazlaysa, vücuda vereceği hasarı engellemek amacıyla güvenli bir şekilde depolanır. Bu, vücudun fazla aside karşı uyguladığı bir savunma mekanizmasıdır. Savunma mekanizması, vücudun aşırı asidik olmasını engellemek için yağ üretir, fazla asidi bu yağla birlikte yaşamsal organlardan uzak yerlerde depolar. Yağ, vücudun yaşamsal organlarını asit hasarından korumak için gereklidir ama vücut fazla asit atıklarıyla dolar ve bunun sonunda aşırı yağ birikimi olursa, hastalıklarla karşı karşıya kalınabilir.

 

/resimler/2018-4/4/1636005669691.jpg

 

Asidoz nedir?

Asidoz vücutta, vücudun işleyebileceğinden daha fazla asit toplanmasıdır. Asidoz, kan pH´ı 7,35´in altına düştüğünde oluşur. Vücuttaki yüksek miktarda asit üretimi, asitlere metabolize olan besin maddelerinin tüketilmesi, azalan asit atılımı veya artmış alkali atılımına bağlı olur.

Asidoz, modern yaşamın getirdiği bir yan etkidir. Nasıl mı?

Besinlerdeki katkı maddeleri, yapay maddeler, içilen su, kullanılan toprak, hava, gittikçe daha kötü bir hal almaktadır. Dış çevrenin kirlenmesi, iç çevrenin de kirlenmesine neden olmaktadır. Hem iç çevre hem de dış çevre, yanlış beslenme yoluyla gelen fazla asidi temizlemekte zorlanmaktadır.

Aşırı asitlik, vücudun doğal asit-alkali dengesini bozar ve önemli hastalıklara yol açar.

Asidozun neden olduğu rahatsızlıklar

  • Bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudun hastalıklara karşı savunmasız kalmasına yol açar.
  • Kan basıncını bozarak tansiyon problemlerine neden olur.
  • Atardamarların yüzeylerini erozyona uğratarak kardiyovasküler yapıların zayıflamasına yol açar.
  • Serbest radikallerin çoğalabilmesi için gerekli olan zemini hazırlar.
  • Erken yaşlanmanıza ve olduğunuzdan yaşlı görünmenize sebep olur.
  • Kolesterol plaklarının oluşmasına neden olur.
  • Asidoz yüzünden eritrozitler oksijen taşımakta ve kılcal damarları çekmekte zorlanacağından nefes darlığı sorunu ile karşı karşıya gelinir.
  • Hücrelere dağılan oksijen miktarında azalma olacağından, hücreler görevlerini tam manasıyla yerine getiremez.
  • Asidoz, kritik lipit ve yağ asidi metabolizmasının bozulmasına yol açar.
  • Asidoz mantarların, özellikle de bağırsak mantarlarının çoğalmasına neden olur.
  • Vücut, asitleri asidik tuza dönüştürürken aşırı miktarda sodyum, potasyum, kalsiyum gibi mineralleri kullandığından, hücre yapımında kullanılan bu yararlı minerallerin oranı azalır.
  • Hayvansal besin maddeleri aracılığıyla vücuda alınan ve vücut ihtiyacından fazla olan protein ürik aside, ürik asit de üretik asit tuzuna dönüştürülür ve cüruf şeklinde depolanır. Cüruf üretmek için harcanan mineraller ise saç, kemik ve dişlerden alınır; bu sebeple de diş çürümesi, saç dökülmesi, tırnak kırılması ve kemik yoğunluğu azalması gerçekleşir.
  • Cüruf sertleşmesi deride şişkinliğe, yani selülite yol açar.
  • Asidoz nedeniyle iğne şeklinde asit kristalleri oluşur ve bu kristaller kıkırdakları tahrip ederek disklerin beslenememesine sebep olur; böylece disk fıtığı oluşur. Ayrıca eklemler de deforme olur.
  • Asit kristalleri sinir hücrelerine batarak sinirsel ağrılara neden olur.

Görüldüğü üzere, asidin vücudumuza verdiği zarar oldukça fazladır. Sonuçları yıllara yayıldığından, vücudun içten içe yıpranmasına yol açar. Genç bir vücut asit yükünü daha hızlı temizlerken, yaş ilerledikçe kanın pH değerini korumak da güçleşir ve bazı hastalıklar ortaya çıkmaya başlar.

Asidoz sebebiyle ortaya çıkan hastalıklar

  • Obezite
  • MS, MD, ALS
  • Kalp krizi
  • Yüksek tansiyon
  • Şeker
  • Kemik erimesi
  • Her türlü kanser
  • Erkeklerde prostat problemleri
  • Böbrek rahatsızlıkları
  • Bunama, Alzheimer
  • Konsantrasyon eksikliği
  • Depresyon
  • Yorgunluk, halsizlik, stres